ÇOK YAZIK, ÇOK ACI, ÇOK GÜNAH…

Bizim defalarca anlatmamıza, haber yapmamıza, Gönen Çayındaki Kirlilikle ilgili imza kampanyası düzenlememize karşın, değişen hiçbirşey olmamış.Yaz geçti, kışa giriyoruz, yine yaz gelmeyecek mi?. Çayın kokusu tekrar etrafa yayılmayacak mı? Turizm kenti dediğimiz Gönen’e yerli misafirlerimiz gelmeyecek mi?
Çok sevdiğimiz arkadaşımız bir Gönen aşığı O. ATİK, geçtiğimiz günlerde, Tahirova Bölgesi’ne gitmiş. Oraya gidince İskender Köprüsü’ne de uğramışlar gurup olarak. Bize aktardığı Gönen çayının dehşet görüntüsünü, fotoğraflamış ve şu cümlelerle dile getirmiş: ”Altından akan çayın rengi kurşuni gri. Kokudan yanına yaklaşılamıyor. Her iki yanında bu çay sularıyla sulanmak zorunda kalan tarım arazisi. Patlıcan, pirinç, üzüm bağı vs. Üzüntüden kahroldum bir kez daha. Doğa için, civar köyler için. Bu ürünleri bilmeden tüketen insanlarımız için, bu çayda yaşayamayan canlılar için ve Marmara Denizi için”.
Bizim defalarca anlatmamıza, haber yapmamıza, Gönen Çayındaki Kirlilikle ilgili imza kampanyası düzenlememize karşın, değişen hiçbirşey olmamış. O. ATİK, sözlerine şöyle devam etmiş: ”Bugün İskender köprüsüne gittik. Altından akan çayın rengi kurşuni gri. Kokudan yanına yaklaşılamıyor. Her iki yanında bu çay sularıyla sulanmak zorunda kalan tarım arazisi. Patlıcan, pirinç, üzüm bağı vs. Üzüntüden kahroldum bir kez daha. Doğa için, civar köyler için. Bu ürünleri bilmeden tüketen insanlarımız için, bu çayda yaşayamayan canlılar için ve Marmara Denizi için.
Çaylar ırmaklar kanalizasyona dönmüş durumda. Böylesine harika coğrafyada, yapılan tek sey, doğanın kaynaklarını sonuna kadar tüketmek. Ekonomik üretim yapma adına yapılıyor. Bunun karşısında kimse duramıyor. Kanunlara rağmen yeterince çeşitli nedenlerle engelleniyor. Bir yöre ve üzerinde yaşayan tüm halk kaderine, yani yüksek oranda kanser riskine maruz bırakılıyor. Sonunda bozulan sağlık harcamaları devlete yükleniyor ve bu kısır döngü devam edip gidiyor. Bize düşen de karşılıklı ağlaşıp, fotoğraf paylaşmak. En son bu konuda 20.000 imzalı dilekçe sunuldu. Sonuç büyük ihtimalle fiyasko.
Bu çayın döküldüğü yerde Denizkent var, bu gün su çok berrak ve deniz anasız diye yuzulen. Karşısında kendisinin de derin deniz deşarjı yaptığı ve hepimizin mecburen denize girmek zorunda olduğu Erdek körfezi var, ilerisinde Adalar var. Var da var”.
VE O. ATİK, cümlesini çok ünlü bir Kızılderili atasözüyle tamamlamış: ”Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”.